Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

ağız ne demek?

 - 19 sözlük, 37 sonuç.

BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. mouth Osm. dehân Lat.os: ağız Alm. Mund Fr.bouche
Bir hayvanın besinini aldığı açıklık; dudaklar arasındaki açıklık.

BSTS / Coğrafya Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. mouth Osm. munsap Alm. Mündung Fr. embouchure
Bir akarsuyun göle ya da denize döküldüğü yer.

BSTS / Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. local dialect Alm. Mundart, Lokalsprache Fr.parler, parler local
(Derleme.. şive) Tarihî gelişim ve bölge etkisiyle, bir anadilin lehçesi içinde ses ve yapı bakımından görülen küçük ayrılıklar: İstanbul ağzı, gaziantep ağzı, taşra ağzı, Rumeli ağzı, Anadolu ağızları vb.

BSTS / Dilbilim Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. langage Fr. parler
Türlü şartlara ve hallere göre, kullanılan dil: ŞEHİRLİ AĞZI, ( Urbanisme ), TAŞRA AĞZI ( Provincialisme ), KÖYLÜ AĞZI ( Rusticisme ), SOKAE: AĞZI veya AŞAĞILIK AĞIZ ( Vulgarisme ), KULLANIŞ AĞZI ( Parler d'usage ), ÖZEL AĞIZ ( Parler spécial ), YEREL AĞIZ ( Parler local ).

BSTS / Edebiyat ve Söz Sanatı Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı Fr. Langage
Türlü şartlara ve hallere göre, kullanılan dil. (ŞEHİRLİ AĞZI, Urbanisme; TAŞRA AĞZI, Provincialisme; KÖYLÜ AĞZI, Rusticisme; SOKAK AĞZI veya AŞAĞILIK AĞIZ, Vulgarisme).

BSTS / Gökbilim Terimleri Sözlüğü

Ağız anlamı İng. Achernar Alm. Achernar Fr. Achernar
(alfa Eri) Irmak'ın a yıldızı.

BSTS / Gösterim Sanatları Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. dialect Osm. şive Alm. Dialekt Fr. dialecte
Kendine özgü söyleyişi olan yöresel konuşma.

BSTS / Gramer Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. mouth Alm. Mund Fr. bouche
(I) Yüzün aşağı kısmında bulunan, sesin çıkmasına ve biçimlenmesine yarayan organ.
ağız anlamı İng. local dialect, local language Osm. şîve Alm. Mundart, Lokalsprache, Sondersprache Fr. parler, parler local
(II) Bir dilin veya bir lehçenin yazı diline oranla ve çoğunlukla ses, bazende şekil, anlam ve söz varlığı bakımından birbirinden az çok ayrılan konuşma biçimleri: türkiye Türkçesinin İstanbul ağzı, Aydın ağzı, Konya ağzı, Nevşehir ağzı, Anadolu ve Rumeli ağızları; Bakû ağzı, Taşkent ağzı, Kazan ağzı, Avşar ağzı, Doğu Türkistan ağızları, Harezm Oğuz ağızları gibi.
ağız anlamı İng. idiolect Alm. Idiolekt Fr. idiolecte
(III) Yetiştikleri bölge, meslek, çevre ve öğrenim farkları gibi etkenler ve kişisel eğilimler dolayısıyla, bir dilin kişiden kişiye değişen kullanılışı ve konuşma biçimleri. Her yazarın kendine özgü bir dil ve üslûp özelliğine sahip oluşu bundandır.

BSTS / Halkbilim Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. dialect Osm. diyalekt Alm. Mundart Fr. dialecte
Tarihsel gelişim ve bölge etkisiyle, bir anadilin lehçesi içinde ses, yapı yönünden görülen küçük ayrılıkların her biri. bakınız» dîl, sınıf.

BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu

ağız anlamı Osm. munsab Fr.embouchure
(coğrafya)
ağız anlamı Osm. fem Fr. bouche
(biyoloji)

BSTS / Parazitoloji Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. jaws
1. Besinlerin alındığı iki dudak arasındaki açıklık. 2. Sülüklerde insan ve hayvan derisini delmek amacıyla kullanılan ön çekmende bulunan ve tek hücreli bezlerin salgı deliklerinin açıldığı ağız parçaları.

BSTS / Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. mouth
Bir hayvanın besinini aldığı açıklık.

BSTS / Tiyatro Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. Dialect Alm.dialekt Fr. dialecte
Yöresel konuşma.

BSTS / Türk Dünyası Gramer Terimleri Kılavuzu

ağız anlamı
Azerbaycan Türkçesi: ağız; Türkmen Türkçesi: agız; Gagauz Türkçesi: aaz; Özbek Türkçesi: όğiz; Uygur Türkçesi: eğiz; Tat: awız; Başkurt Türkçesi: awız; Kmk: awuz; Krç.-Malk.: awuz; Nogay Türkçesi: awız; Kazak Türkçesi: awız;Kırgız Türkçesi: ooz; Alt: oos; Hakas Türkçesi: ahsi ~ aas; Tuva Türkçesi: aás; Şor Türkçesi: aksı; Rusça: rot
ağız anlamı
Azerbaycan Türkçesi: şivä; Türkmen Türkçesi: şiive ~ yerli dialekt; Gagauz Türkçesi: dialekt; Özbek Türkçesi: şeva; Uygur Türkçesi: şivä; Tatar Türkçesi: söyläş; Başkurt Türkçesi: höyläş; Kmk: govor; Krç.-Malk.: govor; Nogay Türkçesi: söylew ~ yerlî dialekt; Kazak Türkçesi: govor; Kırgız Türkçesi: govor; Alt: t'er boyınıň kuuçın-ermegi; Hakas Türkçesi: govor ~ çooh; Tuva Türkçesi: govor; Şor Türkçesi: *govor, *çook; Rusça: govor

BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı
(I) Bıçakların keskin kısmı. (*Senirkent -Isparta)
ağız anlamı
(II) Sağmal hayvanlarda doğumdan sonra alınan koyu, sarımtrak ilk süt. (Çaltı *Gelendost, Küçükkabaca *Uluborlu, Yukarı Dinek *Şarki-karaağaç -Isparta; -Konya)
ağız anlamı
(III) Sığırların ağzında görülen bir hastalık. (Çaltı *Gelendost -Isparta)
ağız anlamı
(IV) Ayakkabı kenarı. (-Ankara)

BSTS / Zooloji Terimleri Sözlüğü

ağız anlamı İng. Mouth Osm. Fem Alm. Mund Fr. Bouche
Bir hayvanın besinini aldığı açıklık; dudaklar arasındaki açıklık.

Güncel Türkçe Sözlük

ağız, -ğzı anlamı
(I) is. 1. anat. Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. 2. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü: Küçük bir ağız. 3. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı: "Ağızları kopmuş bir çay takımının arasına gizlenmiş, koyu renkli bir cildi oradan alarak bana uzattı." -H. R. Gürpınar. 4. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 5. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı: Körfezin ağzı. 6. Çıkış yeri: "Şimdi tünelin ağzında değilim artık." -A. Ağaoğlu. 7. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. 8. Kesici aletlerin keskin tarafı: "Çelik ağızlı, küçük gül makasını kâğıdından çıkardı." -R. H. Karay. 9. Üslup, ifade biçimi: "Ertesi günü bazı gazeteler bu haberin bir noktasını yarı resmî bir ağızla tekzip ettiler." -T. Buğra. 10. Uç, kenar: Topun ağzında. Uçurumun ağzında. 11. dil b. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili: "Anlaşılmaz, garip köylü ağızlarıyla konuşuluyordu." -S. F. Abasıyanık. 12. müz. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü.
ağız anlamı
(II) is. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü.

Türkçe - İngilizce

ağız anlamı
isim
1) mouth
2) outlet
3) lip
4) muzzle
5) brim
6) edge
7) dialect
8) opening
9) jaw
10) orifice
11) jaws
12) accent
13) beak
14) kisser
15) gob
16) cutting edge
17) vent
18) stoma
19) trap
20) beestings
21) chop
22) brink
23) keen edge
24) embouchure
25) debouchment
26) potato trap
27) ventage
sıfat
1) oral

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

ağız anlamı
1. Sefer, defa, kere. 2. Pekmez kaynatılırken tavaya konulan bir kaynatmalık şıra: Üç ağız pekmez kaynattık. 3. Ekmekçilikte fırına her seferde atılan ekmek. 4. Bir bel ağzının açtığı arktan akan su.
ağız anlamı
1. Ormandan açılmış boz tarla. 2. Ortasında suların toplandığı bir toprak bulunan çepeçevre dağların bu toprağa bakan yamaçları, aklan, koyak. 3. Ekin biçilirken orakçı, tırpancının ilk başladığı yer veya bu şekilde tarla içinde açılmış yol. 4. Birkaç tarlanın bir arada bulunduğu tarım bölgesi.
ağız anlamı
1. Uç, kenar, başlangıç: Bizim ev köye girince hemen ağızdadır. 2. Budanan bağ çubuğunun ucundan göze kadar kuruyan kısmı.
ağız anlamı
1. Ezgi, musiki makamı: Urfa ağzı. 2. Şive, bir bölgenin özel konuşma ve söyleme tarzı: gaziantep ağzı. 3. Öğüt, nasihat: Ağzımı tut, ağzın yanmaz.
ağız anlamı
Yavaş, ağır.

Karabörk *Görele -Giresun

ağız anlamı
Ekinin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap kısmı.

Hisarardı *Yalvaç -Isparta
Çöplü *Çivril -Denizli
*Boyabat -Sinop

ağız anlamı
1. Kez, kere. 2. Başlangıç, ilk.
ağız anlamı
Yersiz övgü.

Dereçine *Sultandağı Afyon

ağız anlamı
Fırında bir kezde pişirilen ekmek sayısı.

Dereçine *Sultandağı Afyon

ağız anlamı
< ET agız: ağız; giriş; kapı. || ağızda: vadinin girişinde || ağzan alma: ağzına alma || ağız datlılığı: kız istemede söz kesme merasimi, ve bu münasebetle içilen şerbet || ağzın dad görmiye: kargış sözü
ağız anlamı
Yavrulayan hayvanların ilk sütü

Adana, Osmaniye

ağız eş anlamlısı

kavşak
is. 1. Yol vb. uzayıp giden şeylerin kesiştikleri veya birleştikleri yer. 2. Bir ırmağın denize veya başka bir ırmağa döküldüğü, kavuştuğu yer, munsap.
kenar
is. 1. Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka: "O sırada karşı taraçadaki kadın elinde pirinç tası olduğu hâlde taraçanın kenarına kadar geldi." -O. V. Kanık. 2. Bir şeyi çevreleyen çizgi. 3. Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri: Bu mendilin kenarı ötekinden daha sade. 4. Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer: "Ağır, ihtiyar misafirler kenarda bir odadan çıktılar." -M. Ş. Esendal. 5. Yan. 6. mat. Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri: Bir üçgenin kenarları.
munsap
is. esk. 1. coğ. Kavşak. 2. sf. Kavuşan.

is. 1. Genellikle uzun bir nesnenin incelerek biten son ve sivri noktası: "Bu resmin iki gözü bir makasın ucu ile oyulmuştu." -A. Gündüz. 2. Bir şeyin baş veya son noktası. 3. Bir şeyin kenarı: "Kırk kişilik bir masanın bir ucunda, üç kişiyiz." -R. H. Karay. 4. Dış kenar, periferi. 5. Bir uzaklığın son noktası: "İstikbal bu yolun ucundan bir güneş gibi doğuyor." -F. R. Atay. 6. Bir şeyin başı, tepesi. 7. sf. Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, ekstrem. 8. tar. Türk devletlerinde genellikle sınır boylarındaki eyalet ve sancak.

"ağız" için örnek kullanımlar

Bu tutanaklar konusunda bir tek başbakan yarım ağız ile konuşuyor.
This is the only prime minister in the minutes of the half with the mouth speaks.
Kaynak: yenimesaj.com.tr
İyi ya da kötü kimin arkasından konuşacaksanız konuşun, ağız sizin.
Good or bad, who's going to talk back, talk with your mouth.
Kaynak: yerelgundem.com
Bebek doğduğunda ağız ortamı çürük yapıcı bakteri içermez.
Baby born constructive rotten mouth bacteria-free environment.
Kaynak: sizdensize.milliyet.com.tr
sınıf öğrencilerine yönelik Ağız ve Diş Sağlığı Eğitimi başladı.
Oral and Dental Health Education for the students of the class began.
Kaynak: haberler.com
Damboi veya ağız kopuzu, çıkış yeri Asya olan, Orta Çağ dan günümüze kadar gelmiş bir çalgı aletidir. Adını "dammm dammmmm" şeklinde
Kaynak: Ağız kopuzu
Koca ağız balığı (Aspius aspius), sazangiller familyasına ait bir etçil balık tür ü. Trakya, Marmara, ve Kuzey bölgelerimizin hızlı
Kaynak: Koca ağız balığı
Bönnsch (okunuşu: Bönş), Almanya 'nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin Bonn kentinde geleneksel olarak yaygın olan ağız. Bu ağız Köln 'de
Kaynak: Bönnsch (ağız)
Diş hekimi, ağız , diş ve dudak lardan oluşan ağız boşluğu ve çevre dokularının hekim idir. Bu mesleği icra etmek isteyen kişiler de 5
Kaynak: Diş hekimi
Yemek borusu, oesophagus yenilen yiyecek lerin ağız dan sonraki geçiş bölgesidir. İçten dışa doğru örtü epiteli, düz kas ve bağ dokudan
Kaynak: Yemek borusu
Deutrostomia ya da Deuterostomes ( Deuterostomia; Yunanca 'da "ikinci ağız") hayvanlar alem inin üst şubesidir. Protostomia ya girmeyen
Kaynak: İkincil ağızlılar
Streptococcus mutans çoğunlukla insan ağız boşluğunda bulunan gram-pozitif , fakültatif anaerobik bir bakteri dir ve diş çürüğünün
Kaynak: Streptococcus mutans
Tükürük bezleri, ağız çevresinde bulunan ve tükürük salgılayan ekzokrin salgı bezleridir . (ductus) vasıtasıyla ağız boşluğu na akıtırlar.
Kaynak: Tükürük bezi
Anadolu ağızları, Türkiye Türkçesi ağız bölgesinin Anadolu kolunda yer alan ağızlardır. Eski Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında
Kaynak: Anadolu ağızları

Yakın Kelimeler

(Tahmin etmek için bir harf girin)
Vagonmedya.com
2009-2024 © Sözce hakları saklıdır.