Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

sevk etmek ne demek?

 - 1 sözlük, 1 sonuç.

Güncel Türkçe Sözlük

sevk etmek anlamı
1) göndermek, götürmek; 2) mec. sürüklemek, itmek: "Burada başka bir olay anlatacağım ki bu, Türk'ü şuuraltı bir kuvvetle İstiklal Savaşı'na sevk eden amillerin biridir." -H. E. Adıvar.

sevk etmek eş anlamlısı

göndermek
(-i, -e) 1. Bir yere doğru yola çıkarmak, yollamak, ulaşmasını, gitmesini sağlamak, irsal etmek: "Hepimizi esir edip Malta'ya gönderecekleri ağızlarda dolaşıyordu." -H. E. Adıvar. 2. Yetki vererek gitmesini sağlamak. 3. Bir kaynaktan çıkıp gelmek, ulaşmak: Güneş dünyaya ısı ve ışık gönderir. 4. Yolcu etmek. 5. Araştırma, yazışma vb.nde kaynak kişiye veya esere işaret etmek, atıf yapmak.
götürmek
(-i) 1. Taşımak, ulaştırmak veya koymak: "Yemeği götürmek için o an en uygun kişiydim." -A. Kutlu. 2. (-i, -e) Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek. 3. Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek: Bir mermi bacağını götürdü. Duvarı su götürdü. 4. (nsz) Öldürmek: Hastalık çok insan götürdü. 5. (-e) Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek. 6. (-i, -e) Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek: Beni evime kadar götürdü. 7. (-e) Bir sonuca vardırmak: "Bitirmeden şunu da söyleyeyim, ahlaka, gerçek ahlaka götüren başlıca yollardan biri de aşktır." -N. Ataç. 8. Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak: Eksiler artıları götürdü. 9. argo Tümüyle sahip olmak. 10. argo Çalmak.
itmek
(-i) 1. Bir şeyi güç uygulayarak ileri götürmek: "Erzak yüklü arabayı arkadan iten iki uşak, sırtı tırmandılar." -H. E. Adıvar. 2. Kapı, pencere vb.ni güç uygulayarak açmak veya kapamak: "Yavaşça kapıyı itti, elinde yoğurt bakracıyla girdi." -H. E. Adıvar. 3. Bulunduğu yerden aşağı düşürmek: Suya itmek. Havuza itmek. 4. Sürüklemek, sevk etmek: "Bu oğlanı amcama itmek doğru değil, bir ara gönlünü almalı." -A. Ümit. 5. fiz. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisinden uzaklaşmaya zorlamak, çekmek karşıtı: Aynı cins elektrikli iki cisim birbirini iter.
sürüklemek
(-i) 1. Bir şeyi yerden kaldırmadan iterek veya çekerek götürmek: "Prenses koluma girdi, sürüklercesine büfeye götürdü." -A. Gündüz. 2. Akarsu alıp götürmek: "Sakarya nehri kırılmış söğüt dallarını, saman çöplerini sürüklüyordu." -A. İlhan. 3. mec. İstekli olmayan birini bir yere götürmek, getirmek: "Seni bırakmam vallahi diyor ve bazen gittiği yerlere bile onu sürükleyip götürmek istiyordu." -Y. K. Karaosmanoğlu. 4. (-i, -e) mec. Bir kimseyi, bir işi yapmaya zorlamak: "Hepimizi bu dipsiz denizin enginlerinde mahvolmaya sürükledin, dediler." -A. Kabaklı. 5. (-i, -e) mec. Kötü bir duruma, sona doğru götürmek: "Kız kardeşini kötü yola sürükledi diye babası reddetmişti." -S. F. Abasıyanık. 6. (-i, -e) mec. İlgi uyandırarak bırakamayacak duruma getirmek, çok ilgilendirmek: "... benim çağdaşlarımdan kim bilir kaç bin genci bahtiyar rüyalara sürüklemiştir." -Y. Z. Ortaç.

Yakın Kelimeler

(Tahmin etmek için bir harf girin)
Vagonmedya.com
2009-2024 © Sözce hakları saklıdır.