Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

algın ne demek?

 - 3 sözlük, 9 sonuç.

Güncel Türkçe Sözlük

algın anlamı
sf. hlk. 1. Cılız, zayıf, hastalıklı. 2. Birine gönül vermiş, tutkun, vurgun.

Kişi Adları Sözlüğü

Algın anlamı Köken: T.
Cinsiyet: Erkek
1. Güçlü, iyi, güzel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı, âşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Cılız, zayıf.

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

algın anlamı
1. Renksiz, cılız, zayıf, hastalıklı, yılgın. 2. Kötürüm. 3. Kuvvetli, dolgun. 4. Çok, fazla: Döne, algın hastaymış. 5. Keskin: Sizin bıçak çok algın. 6. İyi, güzel. 7. Sıcakkanlı, sevimli, cazip. 8. Alışık, yakın, tutkun: Bu arkadaş bana çok algın. 9. Sevdalı, âşık, vurgun. 10. Alıngan, işkili. 11. Şaşkın, sersem 12. Öfkeli, kinli, düşman: Babam bu sıra çok algın.
algın anlamı
1. Lâğım, su yolu. 2. Hızlı akan su.
algın anlamı
Ağır basan, meyilli (yük): Dengin algın yanını biraz yukarı kaldırın.

Çiftepınar *Mersin -İçel
Yakabağ *Fethiye -Muğla

algın anlamı
Yağma, zorla alınmış mal.

Erzin *Dörtyol -Hatay
*Develi -Kayseri

algın anlamı
Soğuktan kurumuş bağ çubuğu: Bu yıl bağlarda kış algını var.

*Bor ve köyleri -Niğde

algın anlamı
Hastalıklı, cılız.

Dereçine *Sultandağı Afyon
Konya

algın anlamı
Alıngan.

Afyon

algın eş anlamlısı

cılız
sf. 1. Çok zayıf ve güçsüz, eneze, nahif: "Hanın sahibi cılız bir adamdı." -S. F. Abasıyanık. 2. Güçsüz, sönük (ışık). 3. İnce: "Bir zamanlar asma köprünün bulunduğu yerde şimdi cılız bir halat vardı." -A. Kulin. 4. Basit, değersiz, önemsiz: "Mimaride cılız eserler vücuda geliyordu." -B. Felek. 5. zf. Güçsüz bir biçimde: "Üçüncü kez aynı cümleyi söylüyordu ama şimdi çok daha cılız çıkmıştı sesi." -E. Şafak.
hastalıklı
sf. Vücut direnci az olan, çabuk hastalanan, mariz: "Doğuştan hastalıklı çocuklar, kardeşlerinin ve yaşıtlarının aksine, annelerine aittir yalnızca ve hep öyle kalırlar." -E. Şafak.
tutkun
sf. 1. Gönül vermiş, meftun, meclup: "Kapıda bekleşen tutkunlarından bir tanesinin arabasına atladığı gibi ortadan kayboluyordu." -E. E. Talu. 2. Bir şeye alışmış, bağlanmış, düşkün: "Ben yine eskisi gibi tutkunum tiyatroya." -N. Cumalı.
vurgun
is. 1. Kolayca ve haksız ele geçen kazanç. 2. Sıcak, soğuk, dolu vb. etkilerle ürünlerde görülen zarar: Dolu vurgunu elma. 3. Çok derinlerdeki suyun basıncı dolayısıyla iki akıntı arasında sıkışıp kalma, düzenli hava alıp verememe, birden su yüzüne çıkma vb. durumlarda dalgıcın uğradığı inme veya ölüm. 4. sf. Silahla yaralanmış olan. 5. sf. mec. Birine veya bir şeye vurulmuş, bağlanmış, sevmiş olan, sevdalı, âşık: "Onun da kendisine vurgun olduğuna gönülden inanmaktadır." -T. Buğra.
zayıf
sf. 1. Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan): "Uzun boylu, zayıf, ellilik bir hanım." -S. M. Alus. 2. Görevini yapacak yeterli gücü olmayan: Zayıf bir ordu. Gözleri zayıf. 3. mec. Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan: Zayıf bir yapı. 4. mec. Önemli, güvenilir olmayan: Zayıf bir bilgi. 5. mec. Çok az: Zayıf bir ihtimal. 6. Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan: Radyoda uzak bir istasyonun zayıf sesini duydu. Zayıf ışık. 7. is. Başarısızlığı gösteren not. 8. mec. Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz: Zayıf bir öğretmen. 9. mec. Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan: "Zayıf ve uydurma bir âşık bu cevaba karşı perişan olurdu." -A. Gündüz.

"algın" için örnek kullanımlar

2000 | align"right" 291 algın center 2009 | 417 1997 | Ekonomi: Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Muhtarlık
Kaynak: Kınalıkoç, Ahlat

Yakın Kelimeler

Google Reklamları
(Tahmin etmek için bir harf girin)
2009-2019 © Sözce hakları saklıdır.