Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

yüzmek ne demek?

 - 4 sözlük, 7 sonuç.

Divanü Lügati't-Türk

yüzmek anlamı
yüzmek, soymak; yayılmak ve dağılmak, çok akmak
yüzmek anlamı
çok akmak

Güncel Türkçe Sözlük

yüzmek, -er anlamı
(I) (nsz) 1. Kol, bacak, yüzgeç vb. organların özel hareketleriyle su yüzeyinde veya su içinde ilerlemek, durmak: "Yüzmek bilmediği için on dakika içinde boğulmuştu." -S. F. Abasıyanık. 2. Yüzme sporu yapmak. 3. Bir sıvının yüzeyinde batmadan durmak: Tahta suda yüzer. 4. Herhangi bir durumun en aşırı derecesinde olmak: "Hiçbir kaygının gölgelemediği bir saadet içinde yüzmektedir." -H. Taner. 5. mec. Dalgalanmak: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak." -M. A. Ersoy. 6. mec. Herhangi bir şeyle üzeri kaplanmak, bir şeye bulanmak: Kitaplar toz içinde yüzüyor. Ev pislik içinde yüzüyor.
yüzmek, -er anlamı
(II) (-i) 1. Derisini çıkarmak, derisini soymak. 2. hlk. Çok para istemek.

Türkçe - İngilizce

yüzmek anlamı
fiil
1) swim
2) float
3) flinch
4) go for a swim
5) bathe
6) ride
7) shave
8) strike out

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

yüzmek anlamı
Yüzmek, derisini çıkarmak

Doğu Trakya

yüzmek anlamı
Soymak, çıplak bırakmak

Edirne

yüzmek eş anlamlısı

bacak
is. 1. anat. Vücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü: "Yorgun vücudunu zahmetle taşıyan ince bacakları üstünde doğruldu." -P. Safa. 2. anat. Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ. 3. Bazı şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri, ayak: "İpleri sedirlerin bacaklarına doladılar." -L. Tekin. 4. Oyun kâğıtlarında oğlan, vale.
dalgalanmak
(nsz) 1. Üzerinde dalga oluşmak. 2. Renk, ton değiştirmek: "Yüzünde belli belirsiz bir pembelik dalgalanmıştı." -H. Taner. 3. mec. Hareketli olmak, kıpırdamak: "Yolun kenarlarında eğrelti otları tilki kürkü gibi dalgalanıyordu." -S. F. Abasıyanık.
durmak
(nsz) 1. Hareketsiz durumda olmak: "Motorlu su taşıtlarından biri de kanal rıhtımının tam bizim önümüze düşen bir noktasında demir atmış duruyordu." -Y. K. Karaosmanoğlu. 2. İşlemez olmak, çalışmamak: "Bileğimdeki saat durmuş." -A. Gündüz. 3. Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, tevakkuf etmek: "Yolda nerede çeşme gördümse durdum, elimi yüzümü yıkadım, su içtim." -N. Cumalı. 4. Dinmek, kesilmek: Yağmur durdu. 5. Varlığını sürdürmek: Türklerin yüzlerce yıl önceki kitabeleri hâlâ duruyor. 6. Var olmak: Bu kadar dersim dururken sinemaya nasıl gideyim? 7. Beklemek, dikilmek: "Oturacak değil, ayakta duracak yer yok." -R. N. Güntekin. 8. Yaşamak: Anneannen duruyor mu? 9. Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak: Yazlık eviniz hâlâ duruyor mu? 10. Kalmak: "Artık çok durmamış, yanındaki hanımla birlikte balodan çıkmış!" -M. Yesari. 11. Bir yerde olmak veya bulunmak: "Aspirin getirmeyeceğini adı gibi biliyordu çünkü çekmecesinde dokunulmamış bir kutu duruyordu." -T. Buğra. 12. Belli bir durumda, bir görevde bulunmak: "Her gelişimde ben de maçları seyreder, kaleci dururdum." -H. Taner. 13. Ara vermek: Sabahtan beri hiç durmadım. 14. Bir konuyla çok ilgilenmek, üstüne düşmek. 15. (yar) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi.
kol
is. 1. anat. İnsan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm. 2. Vücudunun bu bölümünü saran bölümü: "Kara yağız oğlan yalandan gözlerinin yaşını pembe mintanının kollarına siliyordu." -O. C. Kaygılı. 3. Makinelerde tutup çevirmeye, çekmeye yarayan ağaç veya metal parça. 4. anat. Koyun, dana, kuzu vb.nde ön ayağın üst bölümü. 5. bit. b. Ağaçlarda gövdeden ayrılan kalın dal. 6. müz. Bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü. 7. Koltuk, divan vb.nin yan tarafında bulunan dayanmaya yarayan parça. 8. Bir şeyin ayrıldığı bölümlerden her biri, dal (I), kısım, şube, branş: Türk Dil Kurumunun bilim ve uygulama kolları. 9. tar. Karakol: "Lakin böyle kardan yolların örtüldüğü bu gecede, koldan korku yoktu. Rahatça eğlenebilirlerdi." -R. H. Karay. 10. İş takımı, ekip, grup: "Öteki koldaki iki hamlacıdan birisi acınacak bir zayıflıktaydı." -S. F. Abasıyanık. 11. ask. Kanat: Sağ kol. Sol kol. 12. Dizi, düzen: Yürüyüş kolu. 13. den. Bir halat oluşturan bükülmüş lif demetlerinden her biri.

"yüzmek" için örnek kullanımlar

Rahat bir ortamda yüzmek için her şey planlanmış.
Everything planned to swim in a relaxed atmosphere.
Kaynak: yenialanya.com
Nemea Aslanını öldürüp, postunu yüzmek, Herkül'e kuzeni Eurystheus tarafından verilen 12 görev içerisinde ilk sırada olandı.
Kaynak: Nemea Aslanı
Birçok film ve televizyon şovları bu parkı dünyadaki en ünlü şehir parkı yapmıştır ve ayrıca Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.
Kaynak: Central Park
Büyük gruplar halinde yüzmek, saldırı sırasında faklı yönlere ayrılmak bunlardan sadece birkaçıdır. Kategori:Asgari endişe altındaki
Kaynak: Güney Afrika kürklü foku
Yiyecek simidin ya da yüzmek için kullanılan şişirilmiş iç lastiğin yüzeyi matematiksel olarak birer simittir. Simit topolojik olarak bir
Kaynak: Simit (geometri)
Dördüncü sınıfa giden, 1.37 boyunda ve 39 kilo olan Johnny, daha soğuk sularda daha uzun yüzmek istiyor. Çünkü suyun sıcaklığına
Kaynak: Johnny Wilson (yüzücü)
Yüzgeçlerini daha hızlı yüzmek için kanat şeklinde kullanır. Deniz şeytanları tropikal sularda özellikle mercan resifleri çevresinde yaşar.
Kaynak: Deniz şeytanı
Bu bölge, Kosova'nın gezi yerlerinden birisidir ve insanlar yüzmek için de buraya gelmektedirler. Şelaleler üzerindeki duvarlar beyaz
Kaynak: Miruşa Şelaleleri
2004 yılında 4×100 metre bayrak yarışında yüzmek için istekte bulundu. Ama olimpiyatlardan sonra yüzmeye 1 yıl ara verdi ve okul
Kaynak: Britta Steffen
Hobileri ise yüzmek,sörf yapmak,alışveriş yapmak,dans etmek,şarkı söylemek,arkadaşları ile takılmak. Halen Los Angeles ve Kaliforniya'da
Kaynak: Alli Simpson
Ve bu çiftliklerde yunuslarla yüzmek hatta yunus ların insanları öpmesi gibi ilginç uygulamalar vardır. Kategori:Küba'daki şehirler
Kaynak: Varadero
Bölgede "Ölü nehir" olarak bilinen Sasar, yüzmek için, yıkama veya balık için uygun değildir. Dünya Sağlık Örgütü , Baia Mare bölgesini
Kaynak: Săsar Nehri
Kök anlamı; (batmadan, üzerinde)yüzmek, ileriye yuvarlanmak, hızla uzaklaşmak, hızlı olmak anlamındadır. Kuran'da birçok ayette, bu kökten
Kaynak: Subhan'Allah
Tiber'de yüzmek: Nehrin Roma ile özdeşleşmesi nedeniyle , Tiber'de yüzmek (swimming the Tiber) Protestan 'lar tarafından Roma Katolikliği 'ne
Kaynak: Tiber Nehri
örme, limon görüldüğünde ağzın sulanması, yutkunmak, bisiklet sürme, Pavlov 'un köpeğinin zil çalınca ağzının sulanması, yüzmek, kar topu oymak.
Kaynak: Refleks
Vagonmedya.com
2009-2024 © Sözce hakları saklıdır.