Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

bozmak ne demek?

 - 6 sözlük, 7 sonuç.

BSTS / Yapım İyeliği Terimleri Sözlüğü

bozmak anlamı İng. invalid (to) Osm. iptal etmek Fr. invalider
Bir markayı ya da bulguyu, yasalarda yazılı nedenlerle ve yollarla yok saymak.

BSTS / Yumrukoyunu Terimleri Sözlüğü

bozmak anlamı İng. Violate Osm.İhlâl Alm. Verstoss
Yumrukoyununda kurallara uymamak, kuralların dışına çıkmak.

Divanü Lügati't-Türk

bozmak anlamı
bozmak, yıkmak

Güncel Türkçe Sözlük

bozmak, -ar anlamı
(-i) 1. Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek: Bu iki radyo istasyonu birbirini bozuyor. 2. Bir yerin, bir şeyin düzenini karıştırmak: "Bir insanın aklını bozabilmesi için evvelce bu aklın mevcut olması lazım gelir." -A. Ş. Hisar. 3. Dokunmak, zarar vermek: Bu yemek midemi bozdu. 4. Geçersiz bir duruma getirmek: "Eğer nişanını bozduysa yazıklar olsun." -M. Ş. Esendal. 5. Büyük parayı küçük birimlere ayırmak: Bir milyon lira bozar mısın? 6. Bozguna uğratmak, yenmek, mağlup etmek: Düşman ordusunu bozmak. 7. Altını paraya çevirmek, bozdurmak. 8. Yabancı ülke parasını Türk parasına çevirmek. 9. Bağ veya bostanın son ürününü toplamak: Bostanı bozduk. 10. Kızlığına zarar vermek. 11. Biçimini ve kullanılışını değiştirmek: "Eskileri bozuyor, beni, çocuğu giydiriyor." -Ö. Seyfettin. 12. Bırakmak, dağıtmak: "Tam biraz rahat edeceğim, işimi bozuyorsun." -S. F. Abasıyanık. 13. mec. Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek: Adamcağızı fena bozdunuz. 14. (-le) mec. Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak: Adamcağız politika ile bozmuş. 15. mec. Kötü duruma getirmek.

Türkçe - İngilizce

bozmak anlamı
fiil
1) disrupt
2) disappoint
3) break
4) spoil
5) ruin
6) exchange
7) disturb
8) fumble
9) downgrade
10) corrupt
11) upset
12) goof
13) distort
14) violate
15) mar
16) foil
17) mess
18) change
19) impair
20) deteriorate
21) deface
22) bugger
23) shatter
24) undo
25) adulterate
26) mangle
27) damage
28) bust
29) blemish
30) reverse
31) quash
32) embroil
33) foul
34) obliterate
35) annul
36) bedevil
37) discompose
38) vitiate
39) whittle down
40) infect
41) put out
42) circumvent
43) discolor
44) conTaminate
45) queer
46) disorder
47) goof up
48) tousle
49) unmake
50) mutilate
51) garble
52) abolish
53) abash
54) annihilate
55) infringe
56) explode
57) put to shame
58) wreck
59) murder
60) botch
61) muss
62) discomfit
63) stymie
64) taint
65) thwart
66) disarray
67) cross
68) debase
69) decay
70) cash
71) indispose
72) rattle
73) break on
74) break off
75) break down
76) put out of action
77) sour
78) whittle away
79) rot
80) ruffle
81) scotch
82) scupper
83) dislocate
84) whittle off
85) discountenance
86) confound
87) discolour
88) tumble
89) confuse
90) defile
91) declare off
92) debauch
93) ball up
94) alloy
95) harry
96) foul up
97) baffle
98) discomfort
99) fluff
100) lead astray
101) leaven
102) affect
103) embarrass
104) emasculate
105) barbarize
106) bugger up
107) dissolve
108) dismount
109) pervert
110) pollute
kelime öbeği
1) gum up

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

bozmak anlamı
Tarlayı ilk defa sürmek.

Minnetler, -Balıkesir

bozmak anlamı
Değiştirmek, bozmak (kader, yazı)

Artvin Yusufeli Uşhum köyü

bozmak eş anlamlısı

bırakmak
(-i) 1. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. 2. (nsz) Koymak: "Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı." -T. Buğra. 3. Bir işi başka bir zamana ertelemek: Gezmeyi haftaya bıraktık. 4. Unutmak: Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım? 5. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. 6. Saklamak, artırmak: Paranın bir kısmını bırak! 7. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek: "Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı." -F. R. Atay. 8. (nsz) Engel olmamak: "Bırak, burasını benim defterimden okuyayım." -Ö. Seyfettin. 9. Sarkıtmak: Saçlarını omzuna bırakmış. 10. (nsz) Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak: "Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu." -C. Uçuk. 11. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek: "Gerçekten sigarayı bıraktı, bıraktı ama huzuru da sükûnu da kalmadı." -H. E. Adıvar. 12. (nsz) Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak: "Bu yazarın bir de Fransızca kitabını almıştım ama sıkılmış bırakıvermiştim." -R. H. Karay. 13. (nsz) Bıyık veya sakal uzatmak. 14. (nsz) Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak: "Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı?" -R. H. Karay. 15. Boşamak: "Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler." -Ö. Seyfettin. 16. Kötü bir durumda terk etmek. 17. Ayrılmak, terk etmek: "Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi." -P. Safa. 18. Sınıf geçirmemek, döndürmek: Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı. 19. (-e) Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek: "Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım." -M. Ş. Esendal. 20. (-i, -e) Bakılmak, korunmak için vermek: Eşyamı size bırakacağım. 21. (nsz) Yanına almamak, yanında götürmemek: "Telgrafhanede bir zabit bırakarak işinin başına gitmesini rica ettim." -Atatürk. 22. (-i, -e) Sahiplik hakkını başkasına vermek: Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış. 23. (nsz) Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. 24. (nsz) Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek: İz bırakmak. Leke bırakmak.
dağıtmak
(-i) 1. Toplu durumda bulunanları birbirinden uzaklaştırmak veya ayırmak: "Düşman ordusunu çil yavrusu gibi dağıtırlardı." -Y. K. Beyatlı. 2. (nsz) Belli bir orana göre bölüştürmek, pay etmek, tevzi etmek: "Muhacir kümeleri arasında ekmek dağıtmakla uğraşan yaşlıca bir adama seslendi." -P. Safa. 3. Herhangi bir şeyi ayrı ayrı kimselere vermek: "Selamlar dağıtarak telaşsız ve yorgun bana doğru yürüyordu." -R. H. Karay. 4. Bir şeyin veya bir yerin düzenini bozmak: Odayı dağıtmak. Kâğıtları dağıtmak. 5. (nsz) İletmek, ulaştırmak. 6. mec. Bir topluluğun varlığına son vermek, feshetmek: Kooperatifi dağıttılar. 7. mec. Kurulu bir düzeni bozmak. 8. mec. Etkisini, gücünü azaltmak, gidermek. 9. (nsz) mec. Ne yaptığını bilmeyecek kadar içip kendinden geçmek. 10. (nsz) argo Değişik sebeplerle kendini koyuvermek, beklenmedik davranışlarda bulunmak.
mağlup etmek
yenmek: "Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları behemehâl mağlup edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır." -Atatürk.
yenmek
(I) (-i) 1. Savaş veya yarışmada üstünlük sağlamak, üstün gelmek: "Kahramanlar daima yenmek veya düşmanlarını yendikten sonra da yine yenecek düşman bulmak isterler." -A. Ş. Hisar. 2. Kazanmak, ütmek. 3. mec. Tutmak, bastırmak: "Öfkemi yenmek için Ömer ile konuşuyorum, ona kaplan avı hikâyeleri anlatıyorum." -R. H. Karay.
yenmek
(II) (nsz) 1. Yemek işine konu olmak: Yemekler yenmiş. Bu meyve yenmez. 2. Aşınmak: Ceketin dirsek yeri yenmiş.

"bozmak" için örnek kullanımlar

Müdür bey oraya daha az öğrencinin ahlakını bozmak için yollanır.
The student will be sent to disrupt the moral values ​​of less than Warden there.
Kaynak: canakkaleolay.com
Avrupa destekli BASIN sorunu el altından bozmak için çırpınıyordu!
The European-backed PRESS problem he was struggling to break underhanded!
Kaynak: takvim.com.tr
Çok enteresan ama iç huzurumu bozmak istemediğim için üşeniyorum sanki.
I do not want to spoil it for the rest but the interior is very interesting üşeniyorum.
Kaynak: pressturk.com
Deplasman golleri kuralı, futbol ve diğer sporlarda, iki ayaklı oynanan turlarda eşitliği bozmak için kullanılan bir yöntem.
Kaynak: Deplasman golleri kuralı
Korkaklık ihtiyat bozukluğu olarak değerlendirilebilir. ABD askeriyesine göre "düşman önünde davranış bozmak" olarak adlandırılır ve
Kaynak: Korkaklık
Hoca Tahsin, ömrünü batı bilimlerini Osmanlı halkına tanıtacak çalışmalarla geçirmiş ancak insanların inançlarını bozmak ve aklını çekmek
Kaynak: Hoca Tahsin Efendi
Bunun İngilizlerin moralini bozmak için hazırlanan bir komplo olduğu orataya çıksa da, Moore ve arkadaşları Batı Almanya 'ya elendi
Kaynak: Bobby Moore
Kırmak, bozmak. 2. Yenmek, mağlup etmek.” anlamlarını; genişlemiş şekli sın- fiili de “1. Kırılmak, parçalanmak, bozulmak. 2.
Kaynak: Sırpsındığı Muharebesi
Ortak ozellikleri; dilin alışılmış kalıplarını yıkmak, sözdizimini zorlamak, değiştirmek ya da bozmak oldu. Şiirde hayal gücüne ve duyguya
Kaynak: İkinci Yeni
Bu yüzden Usta, Karatenin özünü bozmak ve tekniklerin gücünü azaltmak konusunda eleştirilmiştir. Ancak Ustanın yaptığı düzenlemeler
Kaynak: Shōtōkan-ryū
aşşağılık kompleksine sokmak, tarihi, kültürel ve sosyal iç dinamiklerini bozmak, bu doğrultuda kendi etnik grubuna katılmasını sağlamaktır.
Kaynak: Kültürel soykırım
Avusturya ile barışı bozmak istemeyen Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, olumlu karşılık vermedi. Buna rağmen savaşa devam eden Tökeli
Kaynak: Tökeli İmre
Gayrinizami harp; düzenli ve büyük birlikler yerine küçük ve işlevsel birliklerle düşmanı yıpratmak, moralini bozmak, kayıplar verdirmek
Kaynak: Gayrinizami harp
MÖ 399 yılında Meletos adlı bir genç tarafından gençlerin ahlakını bozmak ve dinsizlik suçlamalarıyla açılan dava için mahkemeye gelmiştir.
Kaynak: Euthyphron
Eminem'e göre, Bad Meets Evil değişik birşey yapmak ve diğer rapçilerin uyguladığı tipik albüm formatını bozmak istediler. Şarkının Haziran
Kaynak: Lighters
Devletler Senatosunun başkanıdır Bundan dolayı Başkan Yardımcısı, Senatoda gerektiğinde eşitliği bozmak amacıyla oy kullanma hakkına sahiptir.
Kaynak: Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı
Öldürme amaçlı olmayan çavuş oku çıkardığı sesle askerlere nereye yüklenileceğini göstermek ve düşmanın moralini bozmak amacıyla kullanılır
Kaynak: Çavuş oku
mızrak yağmuruna tutarak savaş tertiplenmesini bozmak ve böylece ağır silahlı hastati saldısı için zemin hazırlamak amacıyla kullanılırlardı.
Kaynak: Velites
Bu nedenle taraftarlar, top karşı tarafın oyuncularındayken onların dikkatini dağıtmak ve morallerini bozmak veya hakemi kendi aleyhlerine
Kaynak: 12'nci adam

Yakın Kelimeler

(Tahmin etmek için bir harf girin)
Vagonmedya.com
2009-2024 © Sözce hakları saklıdır.