Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

salmak ne demek?

 - 6 sözlük, 14 sonuç.

BSTS / Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü

salmak anlamı İng. emit Alm. emittieren, aussenden Fr.émettre Jap. hôsya, hukusya
(Özdek, öğecik vb.) Işın, erke, tanecik demetleri verip göndermek.

Divanü Lügati't-Türk

salmak anlamı
atmak; bir şeyle işaret etmek; göndermek, götürmek; toplamak, toplu hale getirmek

Güncel Türkçe Sözlük

salmak, -ar anlamı
(-i, -e) 1. Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı Altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek: "Derhâl kapının zincirini salıvererek kanadı arkasına kadar açtı." -E. E. Talu. 2. İvedilikle yollamak, hemen göndermek: "Bununla beraber peşine adam salmak gerekir." -A. Gündüz. 3. Koymak, katmak: "Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız." -R. H. Karay. 4. Sürmek: "Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı." -R. E. Ünaydın. 5. Uğratmak: Başını derde salmak. 6. Vergi yüklemek: Ona elli bin lira salmışlar. 7. Üzerine yürütmek: Tazıyı tavşana salmak. 8. (-e) Saldırmak: "Aç kurt, yılana da salar, taşa da! dedi." -M. Ş. Esendal. 9. Sarkıtmak: Soğutmak için kuyuya su kabı saldı. 10. den. Gemi demir üzerinde dört yana dönmek. 11. (-i) mec. Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek.

Tarama Sözlüğü

salmak anlamı
1. Göndermek, sevk etmek. 2. Bırakmak, salıvermek, terketmek, başı boş bırakmak. 3. Atmak, havale etmek. 4. Ta'lik etmek, tehir etmek. 5. Yaymak, sermek, saçmak. 6. Vergi tarhetmek. 7. Sallamak. 8. Koymak, bırakmak, atmak, ilka etmek. 9. Defetmek, sürmek, uzaklaştırmak, terketmek. 10. Kaldırmak, refetmek. 11. Uzatmak. 12. Atılmak, saldırmak, hücum etmek.

Türkçe - İngilizce

salmak anlamı
fiil
1) release
2) unleash
3) let off
4) let out
5) unbind

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

salmak anlamı
Uğurlamak, yollamak.

-Samsun
-Sivas
-Yozgat
-Niğde

salmak anlamı
Hayvan yavrusunu düşürmek.

*Ardanuç ve çevresi, Cevizli *Şavşat -Artvin

salmak anlamı
Köpek havlamak.

*Kandıra -Kocaeli

sâlmak anlamı
Yumak, makara vb. çözülmek, boşanmak

Afşar, Pazarören *Pınarbaşı Kayseri

salmak anlamı
1. Uğurlamak, göndermek. 2. Ulaştırmak.
salmak anlamı
Köpek saldırmak.

İncekum *Silifke İçel

salmak anlamı
1. Bırakmak; göndermek, 2. Yaymak (yatak için)

Kars

salmak anlamı
Sevk etmek

Artvin Yusufeli Uşhum köyü

salmak anlamı
Göndermek, bırakmak, yollamak

Adana, Osmaniye

salmak eş anlamlısı

bırakmak
(-i) 1. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. 2. (nsz) Koymak: "Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı." -T. Buğra. 3. Bir işi başka bir zamana ertelemek: Gezmeyi haftaya bıraktık. 4. Unutmak: Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım? 5. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. 6. Saklamak, artırmak: Paranın bir kısmını bırak! 7. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek: "Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı." -F. R. Atay. 8. (nsz) Engel olmamak: "Bırak, burasını benim defterimden okuyayım." -Ö. Seyfettin. 9. Sarkıtmak: Saçlarını omzuna bırakmış. 10. (nsz) Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak: "Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu." -C. Uçuk. 11. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek: "Gerçekten sigarayı bıraktı, bıraktı ama huzuru da sükûnu da kalmadı." -H. E. Adıvar. 12. (nsz) Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak: "Bu yazarın bir de Fransızca kitabını almıştım ama sıkılmış bırakıvermiştim." -R. H. Karay. 13. (nsz) Bıyık veya sakal uzatmak. 14. (nsz) Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak: "Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı?" -R. H. Karay. 15. Boşamak: "Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler." -Ö. Seyfettin. 16. Kötü bir durumda terk etmek. 17. Ayrılmak, terk etmek: "Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi." -P. Safa. 18. Sınıf geçirmemek, döndürmek: Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı. 19. (-e) Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek: "Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım." -M. Ş. Esendal. 20. (-i, -e) Bakılmak, korunmak için vermek: Eşyamı size bırakacağım. 21. (nsz) Yanına almamak, yanında götürmemek: "Telgrafhanede bir zabit bırakarak işinin başına gitmesini rica ettim." -Atatürk. 22. (-i, -e) Sahiplik hakkını başkasına vermek: Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış. 23. (nsz) Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. 24. (nsz) Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek: İz bırakmak. Leke bırakmak.
katmak
(-i, -e) 1. Bir şeyin içine, üstüne veya yanına, niteliğini değiştirmek veya niceliğini artırmak için başka bir şey eklemek, karıştırmak: Sirkeye su katmak. 2. Bir araya getirmek: "Fadime, bu yavru bolluğu arasında kuzuları çocuklara ve çocukları kuzulara katarak en olgun bir saadet içinde yaşamış." -H. E. Adıvar. 3. Birlikte göndermek: Kafileye muhafız katmak. 4. hlk. Döllenmeyi sağlamak için erkek hayvanı dişinin yanına salmak.
koymak
(-i, -e) 1. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek: "Öteki elini doktorun omzuna koydu." -S. F. Abasıyanık. 2. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak: Bu işe kimi koyacağız? 3. Bırakmak: İçeri kimseyi koymuyorlar. 4. Katmak, eklemek: "Mal üstüne mal koymak için içi giden bir kişidir." -S. Birsel. 5. İmza, tarih, adres yazmak. 6. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak: "Orduda yaşayan manevi kuvveti de meydana koyuyor." -R. E. Ünaydın. 7. (nsz) Etkilemek, dokunmak: Bu söz ona çok koymuş. 8. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak: "Giderlerini iki ay içinde yerine koydu." -N. Cumalı. 9. Bırakmak, terk etmek.
koyuvermek
(-i) 1. Salmak, serbest bırakmak: "Gözlerimi kapadım ve ilk defa erkeklerden intikam almayı düşünerek kendimi koyuverdim." -A. Gündüz. 2. Oluruna bırakmak: "Nihat'ın yuvarlanışını gördükleri zaman kısık kısık bir kahkaha koyuvermişlerdi." -P. Safa. 3. Bir yere bırakmak, koymak.
saldırmak
(-e) 1. Bir kimseye veya bir şeye karşı saldırı yöneltmek, zarar verici bir davranışta bulunmak, hücum etmek: "Bugün şu dakikada onlar hâlâ düşmana saldırıyorlardı." -H. C. Yalçın. 2. Bir şey veya kimse üzerine saldırı yapılmasına sebep olmak. 3. (-den) Gemi, kalkmak için yelken açıp başını gideceği yola çevirmek. 4. mec. Yıkıcı ve sert eleştiriler yapmak. 5. kim. Etkisiyle eritmek: Asitler madenlere saldırır.
sarkıtmak
(-i) 1. Bir şeyin sarkmasını sağlamak: "Kayığın bordasına oturup bacaklarını dışarı sarkıtan da vardır." -S. Birsel. 2. mec. Asmak, darağacına çekmek.
sürmek
(-i, -e) 1. Yönetip yürütmek, sevk etmek. 2. Devam etmek: "Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer." -Anayasa. 3. Önüne katıp götürmek: Koyunları sürmek. 4. Uzatmak, ileri doğru itmek: "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor." -M. Ş. Esendal. 5. Dokundurmak, değdirmek: "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim." -H. C. Yalçın. 6. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek: "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler." -Y. Z. Ortaç. 7. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek: "Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor." -R. H. Karay. 8. tic. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak: "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler." -H. R. Gürpınar. 9. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. 10. (-i) Herhangi bir durum içinde bulunmak: "Dört duvar arasında bir memur hayat sürüyordu." -Y. Z. Ortaç. 11. (-i) Pulluk veya sabanla toprağı işlemek: "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi." -Ö. Seyfettin. 12. (nsz) Olmaya devam etmek: "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum." -A. Gündüz. 13. (nsz) Zaman geçmek: Çok sürmez, her şey düzelir. 14. (nsz) Zaman almak: "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü." -A. Haşim. 15. bit. b. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek: "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı." -R. H. Karay. 16. (nsz) Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak.
uğratmak
(-i, -e) 1. Uğrama işini yaptırmak, uğramasına sebep olmak: "Öteki tabancayla, o da mağdurun belinden aşağısını felce uğrattı." -B. Felek. 2. (-den) hlk. Savmak, çıkmak, dışarı atmak, kovmak.

"salmak" için örnek kullanımlar

Bazı tetikleyiciler tarafından uyarıldığında, sistemdeki proteaz lar özgül proteinlere sitokin leri salmak üzere ayrılırlar ve daha ileri
Kaynak: Kompleman sistemi
İkbal, uzun bir uykuya dalan Şark'ı uyandırmak için insanın ve özellikle Müslüman milletlerin damarlarına şiirle ateş salmak istemiştir.
Kaynak: Selahaddin Halilov
1624'de İngiltere Kralı I. James İspanya ile bir savaşa girmek için yeni vergiler salmak için İngiltere geleneklerine göre gerekli olarak
Kaynak: I. Charles (İngiltere Kralı)
Salmalık: Mahsüller toplanınca hayvanların serbest olarak otlamaya salmak.: Semer: Eşeklerin sırtında yük taşımak için kullanılan alet.:
Kaynak: Adasarhanlı, Meriç
Bunun sonucunda çevrelerine yavaş yavaş gaz salmak yerine bir anda salmış olurlar. Bu arada bu gazlar çeşitlidir ve reaksiyona girerek
Kaynak: Nebula
Kayım bağlamak : sıkı bağlamak Gönülemek : Kıskanmak Garusbumak : Özlemek Hazzetmek : Beğenmek Kıskılamak : Üzerine salmak Modası olmamak
Kaynak: Keteniği, Reşadiye
sözle kavga etmek Deyesek: Ağıt Dıkı: Az, pek az Dırımak: İpi salmak, bırakmak Diktir tepesi getmek : baş üstü düşmek Ektilik etmek:
Kaynak: Yukarıkocayatak, Serik
Ayrıca, Selevkoslar ordularında Hint fillerini de düşmanlarına korku salmak için kullanıyorlardı. Ptolemiler gibi Selevkoslar paralarıyla
Kaynak: Selevkos İmparatorluğu
Kaloma etmek : Zincir gerektiğinde daha fazla salmak, Kaloma vermek: Kana rakamları : Gemilerin çektikleri su derinliğini göstermek için baş
Kaynak: Denizcilik terimleri
Fakat Phobos-2 de tam Phobos adlı doğal uydunun yüzeyine iki iniş aracını salmak üzereyken başarısızlığa uğradı. Mars Observer uydusunun
Kaynak: Mars
Mahkeme isteksizce Gandi'yi salmak zorunda kaldı. Gandi toprak sahiplerine karşı protestolar ve grevler düzenledi. Britanya hükümetinin
Kaynak: Mohandas Karamçand Gandi
Endotelyal hücreleri ve makrofajları kemokin salmak üzere uyarır. Mononüklear fagositlerden IL-1 salınımını uyarır. IL-1'nin, TNF'ye
Kaynak: Enflamasyon

Yakın Kelimeler

Google Reklamları
(Tahmin etmek için bir harf girin)
Vagonmedya.com
2009-2024 © Sözce hakları saklıdır.