Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

yan ne demek?

 - 10 sözlük, 20 sonuç.

BSTS / İstatistik Terimleri Sözlüğü

yan anlamı İng. bias Alm. Verzerrung
(Kuramsal istatistik) (…) evrendeğerinin (…) kestiricisi için, (…) çıkarımı. Bu çıkarım artı, eksi ya da sıfır olabilir; sıfır ise, kestirici yansızdır, ay. bak, yansız kestirici.

BSTS / Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü

yan anlamı
1) fer'î. 2) taraf. ~ hak: fer'î hak.

BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu

yan anlamı Osm. canibî Fr.latéral
(biyoloji, zooloji, botanik)

BSTS / Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü

yan anlamı İng. lateral
Yanal.

BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü

yan anlamı
bakınız» yanağacı

Divanü Lügati't-Türk

yan anlamı
yan
yan anlamı
uca kemiği, uca kemiğinin başı

Güncel Türkçe Sözlük

yan anlamı
is. 1. Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü: "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı." -M. Ş. Esendal. 2. Sağ ve solun ortak adı, yön, taraf, cihet: "Yaşlı garson yanımıza geldi." -Y. K. Karaosmanoğlu. 3. Yer. 4. Üst. 5. Birlikte, beraberinde olma: "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler." -N. Cumalı. 6. Bedenin bir bölümü: Sağ yanına inme inmiş. 7. sf. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan. 8. sf. İkinci derece olan: İlacın yan etkileri. 9. sf. Tali: "Siyasi partiler kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremezler." -Anayasa. 10. zf. Bir tarafa yönelerek. 11. mec. İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri. 12. ask. Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri. 13. mat. Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri. 14. sp. Futbol veya hentbolda, topun, alanın yan çizgileri dışına çıkması, taç (II).

Tarama Sözlüğü

yan anlamı
Cep, kemer, kese.

Türkçe - İngilizce

yan anlamı
isim
1) side
2) flank
sıfat
1) side
2) lateral
3) ancillary
4) subordinate
5) collateral
6) flanking
7) sidelong
8) sideward
9) parietal
10) aslant
11) awry
12) asquint
zarf
1) sidelong
2) awry
ön ek
1) by-
2) bye-

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

yan anlamı
Sedir, sedir şiltesi.

*Merzifon -Amasya
-Mardin
*Antakya -Hatay

yan anlamı
Sedir kilimi, halısı.

Uluşiran *Şiran -Gümüşhane

yan anlamı
Dört tekerli arabanın, çıkarılıp takılabilen parmaklıkları.

Bayburt *Selim -Kars

yan anlamı
Köylerde yapılan kerpiç yapılara boydan boya konulan kalın ağaç.

*Mecitözü köyleri -Çorum

yan anlamı
Arkadaş.

-Aydın

yan anlamı
Taraf

Erzurum

yan anlamı
< ET yan / yañ / yaña: yan; taraFa. || yane: yana || yani: yana || yaniya: yana || yanne: Yana || yanni: yana || yanniya: yana || bu yan: bu yana; bu tarafa || o yan: o yana; o tarafa; Öteye || o yan bu yan: o yana bu yana; o tarafa bu tarafa || o yandan: öteden || üs yane: üst Tarafı || yanına yöresine bah-mak: etrafına bakınmak || yan-begi: yan tarafa; yan üstü || Yan-bud etmek: iki büklüm yapmak; kalkamaz hâle getirmek; kesilen hayvanı parçalayıp Yığmak; bakınız» ayrıca gol-bud etmek || yani-gara (wura): kargış sözü || yanın gara duta: kargış Sözü || yün-üsdi /yannamasına: yatay olarak
yan anlamı
Ya

Keban Baskil Ağın Elazığ

yân anlamı
Yan.
yan anlamı
1. Kenar. 2. Yön, taraf. 3. Nezt, huzur, kat// yan pec: yamuk, eğri büğrü

Artvin Yusufeli Uşhum köyü

yan eş anlamlısı

cihet
is. Yön, yan, taraf: "Pencereden gelen bu şehir seslerinin cihetini bile tayin edemiyordu." -P. Safa.
tali
sf. (ta:li:) esk. İkinci derecede olan, ikincil.
taraf
is. 1. Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri: "Apartmanın temizliğine azami dikkat edilecek, her taraf pırıl pırıl olacak." -E. Şafak. 2. Yön, yan, doğrultu: "Deniz tarafındaki çayırdan bir sürü koyun geçiyor." -M. Ş. Esendal. 3. Yöre, yer: "Üsküdar tarafındaki evlerin camları kor gibi parlıyordu." -H. Taner. 4. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri: Karşı tarafın adamları. 5. Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi: Baba tarafı zengin. 6. Bir şeyin belli bölümü, kısmı: Tiyatronun ön tarafı konuklara ayrıldı.
üst
is. 1. Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, fevk, alt karşıtı: "Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor." -H. E. Adıvar. 2. Bir şeyin görülen yanı, yüzü: "Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu." -M. Ş. Esendal. 3. Bir şeyin dış yüzü, yüzey: "Ağzında lokmayı birdenbire yutmaya kıyamıyor, dilinin üstünde gezdiriyordu." -Ö. Seyfettin. 4. Giyecek, giysi: "O günden sonra kapıya diktiği bir bekçiye iş çıkışları işçilerin üstlerini arattı." -L. Tekin. 5. Birine göre yüksek aşamada olan kimse, mafevk: "Sonunda, üstlerinin de onayıyla bir sınav yapmaya karar verdi." -İ. O. Anar. 6. Vücut, beden. 7. Artan, geriye kalan bölüm: "Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz." -A. Ş. Hisar. 8. sf. Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan: "Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum." -R. N. Güntekin. 9. sf. Öte, arka: "Ben onu Şehzade Camisi'nin üst yanında, sokak içi, eski ahşap bir evde tanıdım." -Y. Z. Ortaç. 10. sf. Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan: Üst makam. Üst rütbedekiler. 11. zf. Üzerinde: Bugün üstümde bozukluk yok.
yer
is. 1. gök b. Dünya. 2. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân: "İzinsiz bir yere gitmek ne haddime?" -M. Ş. Esendal. 3. Gezinilen, ayakla basılan taban: "Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu." -H. Taner. 4. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge: "Anadolu'nun bazı yerlerinde eski bir kocakarı itikadı vardır." -R. N. Güntekin. 5. Durum, konum, vaziyet: Türkiye stratejik bakımdan önemli bir yerdedir. 6. Ülke. 7. Görev, makam: "Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz?" -M. Ş. Esendal. 8. Önem: Uçağın yurt savunmasındaki yeri. 9. İz. 10. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa: Deniz kıyısında bir yer aldılar, ev yapacaklar. 11. Ekime elverişli toprak parçası, arazi: Çorak yerde ot bitmez. 12. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal: Toplantı yeri. Kaza yeri. 13. Otel, motel vb.nde kalınacak oda: Yeriniz var mı? 14. Sinema ve tiyatroda veya taşıtlarda oturulacak koltuk, sandalye: "Ön tarafta bir yer bulup oturunca kurnazlığına pek sevindi." -H. Taner. 15. mec. Durum, konum: Sen benim yerimde olsan ne yapardın?
yön
is. 1. Belli bir noktaya göre olan yer, taraf. 2. Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan, veçhe: Binanın batı yönü. 3. Bir yere gitmek için izlenen yol, cihet, istikamet: Bolu yönüne. 4. mec. Tutulacak, izlenecek yol: İşin ekonomik yönü.

"yan" için örnek kullanımlar

Soldan kullandığı kornerde top önce üst, sonra yan direğe çarptı.
Used from the left corner from the top of the ball before you, then hit the side pole.
Kaynak: spor.gazetevatan.com
Korner ve yan topların hiçbirinde çıkarak tam hakimiyet sağlamadı..
Taking full control not provide any of the side corners and balls ..
Kaynak: hurriyet.com.tr
Bu futbolcunun şutunda, sağ yan direğe çarpan top filelerle buluştu,.
This football column, filelerle met the ball from hitting the pole on the right side.
Kaynak: tr.eurosport.com
Yan anlam, bir sözcüğün temel anlam ıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlarından her biri. kazanması yan anlamı oluşturur.
Kaynak: Yan anlam
Tıp ta ve eczacılık ta yan etki, ilaç la tedavi sırasında ilacın ya da herhangi bir tıbbî müdahalenin (ör: Ameliyat ) zararlı ve istenmeyen
Kaynak: Yan etki
Yan sanayi, otomotiv yan sanayi veya yenileme pazarı; otomotiv endüstrisinde ikinci sırada bulunan büyük bir pazara verilen addır.
Kaynak: Yan sanayi (otomotiv)
Bu durumda bir yan bandı olduğu gibi süzmek, ama bunu yaparken, bu yan banda komşu olan taşıyıcıya hiç zarar vermemek gerekmektedir.
Kaynak: Artık yan bant

Yakın Kelimeler

Google Reklamları
(Tahmin etmek için bir harf girin)
2009-2022 © Sözce hakları saklıdır.