Sözce'de sorgulama yapmak için bir kelime girin

dokunmak ne demek?

 - 4 sözlük, 5 sonuç.

BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu

dokunmak anlamı Osm. cess Fr. toucher
(biyoloji)

Güncel Türkçe Sözlük

dokunmak anlamı
(I) (-e) 1. Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin Altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek: "Bir elektrik zilinin düğmesine dokunduk." -A. Haşim. 2. Karıştırmak: Bu kâğıtlara kimse dokunmasın. 3. (nsz) Almak, kullanmak, el sürmek: "Buğdaydan, bulgurdan ne varsa kimse dokunmuyor, daha zor günlere saklıyordu." -N. Araz. 4. (nsz) Sağlığını bozmak: Bu yemek bana dokunur. Bu hava dokundu. 5. İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak: "Hiçbir gözyaşının bana onunkiler kadar dokunduğunu hatırlamıyorum." -R. N. Güntekin. 6. İlişkin, ilgili olmak, değinmek: Eğitim konusuna dokunan bir yazı. 7. Hafifçe değmek: Rüzgâr estikçe dal antene dokunuyor. 8. Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak: "Erkekte pudra sinirime dokunuyor diyorum, anlamıyorsun." -P. Safa. 9. mec. Tedirgin etmek, sataşmak: "Bu karıncaya dokunmayan çocuk o kocaman adamın oracıkta pestilini çıkaracaktı." -S. F. Abasıyanık.
dokunmak anlamı
(II) (nsz) Dokuma işi yapılmak: Halılar dokundu.

Tarama Sözlüğü

dokunmak anlamı
İsabet etmek, düşmek; karşı koymak, karşı durmak

Türkçe - İngilizce

dokunmak anlamı
fiil
1) touch
2) handle
3) contact
4) feel
5) affect
6) disagree
7) tip
8) clap
9) kiss
10) be intolerant of

dokunmak eş anlamlısı

batmak
(nsz) 1. Bir sıvının üstündeyken içine gömülmek: "Sonra hani bir gemimiz batmıştı." -S. F. Abasıyanık. 2. Dünyanın dönüşü dolayısıyla güneş, ay ve yıldız ufkun altına inmek: "Güneş renksiz bulutlar altında batıyordu." -Ö. Seyfettin. 3. İflas etmek. 4. Kirlenmek: Üstüm başım battı. 5. (-e) Saplanmak: "Ayağına yolda diken batmıştı." -O. C. Kaygılı. 6. (-e) Tedirgin etmemesi gereken şeyler tedirgin etmek: Bazı kimselere para batar, sarf edecek yer ararlar. 7. (-e) Hoşa gitmeyen bir duruma uğramak: "Abdi Bey'in sabırsız, çabuk parlamaya yatkın mizacına karısının tevekküllü ve sakinliği fena hâlde batıyor." -A. İlhan. 8. Yok olmak. 9. (-e) Çökmek: "İçeriye batmış gözleri kadına dikilmişti." -S. F. Abasıyanık. 10. mec. Daha kötü bir duruma uğramak. 11. mec. Yıkılmak, egemenliği sona ermek: "Bizans kurulduğundan battığı tarihe kadar 1125 sene geçmişti." -Y. K. Beyatlı. 12. (-e) mec. Dokunmak, incitmek: Onun her sözü bana batar.
temas etmek
1) dokunmak, değmek: "Etrafımda uçları birbirine temas etmiş hilallerden müteşekkil bir daire vardı." -Ö. Seyfettin. 2) değinmek, sözünü etmek, bahsetmek: "Şiiri iyi okuyanlarla fena okuyanlar arasındaki esaslı farka temas ettik." -Y. K. Beyatlı.
değinmek
(-e) Bir konuyu ele alarak ondan kısaca söz etmek, dokunmak, temas etmek: "Gündüz yüzme havuzunda açmadığı bir konuya değinmek gereksinmesi duyuyordu." -N. Cumalı.
değmek
(I) (-e) 1. Aralık kalmayıncaya kadar birbirine yaklaşmak, dokunmak, temas etmek: "Kapıdan bir an birbirimize değerek girdik." -Y. Z. Ortaç. 2. Ulaşmak, erişmek: Mektup elime değmedi. Yaşı on beşine değince... 3. İstenilen yere düşmek, rast gelmek, isabet etmek: Kurşun hedefe değdi.
değmek
(II) (-e) 1. Değerinde olmak: "Benim ömrümün üç günü üç yüz bin liraya değer." -H. Taner. 2. Karşılık olmak: "Evet, onun için her şeyi feda etmeye değer." -A. Kabaklı. 3. (nsz) Zevk veren şeyler hoşa gitmek: Bu kahve değdi doğrusu. 4. Herhangi bir nitelikte olmak: "Babaannem özel bir kadındı. Anlatılmaya değer." -A. Kutlu. 5. Eş değerde olmak: Bütün dünyaya değer gözlerin.
etkilemek
(-i) 1. Etkiye uğratmak, tesir etmek: "Toplumu etkileyen olaylara herkes kendi yorumunu katıyor." -N. Cumalı. 2. Karşısındaki kişiyi kendi duygu ve istekleri doğrultusuna yöneltmek.
ilişkin
sf. İlgisi, ilişiği olan, bağlı, ilgili, ait, merbut, müteallik: "Dikkatle yüzüne bakıyorum ama beni suçladığına ilişkin hiçbir belirti göremiyorum." -A. Ümit.
karıştırmak
(-i, -e) 1. Karışma işini yaptırmak. 2. (-i) İçinde ne olduğunu anlamak veya aradığını bulmak amacıyla elle yoklamak: "Ceplerimi karıştırdım, bozuk para bulamadım." -F. R. Atay. 3. (-i) Yemeği dibinin tutmaması için kaşıkla altüst etmek: "Ocak başında oturmuş bir ihtiyarca kadın, bir tencereyi karıştırıyor hem de için için ağlıyordu." -A. Kabaklı. 4. (-i) Kurcalamak, oynamak. 5. (-i) Göz atmak, araştırmak, incelemek: "... saatlerce, istediğim kitapları, divanları, Servetifünun koleksiyonlarını karıştırdım." -Y. Z. Ortaç. 6. (-i) Üstünkörü okumak: "Verdiğim cevapları dinlemiyor gibi dalgın, parmaklarıyla bir risaleyi karıştırıyordu." -H. Z. Uşaklıgil. 7. Ayırt edememek, tam olarak seçememek: Siz düşle gerçeği birbirine karıştırıyorsunuz.
koymak
(-i, -e) 1. Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek: "Öteki elini doktorun omzuna koydu." -S. F. Abasıyanık. 2. Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak: Bu işe kimi koyacağız? 3. Bırakmak: İçeri kimseyi koymuyorlar. 4. Katmak, eklemek: "Mal üstüne mal koymak için içi giden bir kişidir." -S. Birsel. 5. İmza, tarih, adres yazmak. 6. Uyulması gereken kuralları belirlemek, ortaya çıkarmak: "Orduda yaşayan manevi kuvveti de meydana koyuyor." -R. E. Ünaydın. 7. (nsz) Etkilemek, dokunmak: Bu söz ona çok koymuş. 8. Bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak: "Giderlerini iki ay içinde yerine koydu." -N. Cumalı. 9. Bırakmak, terk etmek.
sataşmak
(-e) 1. Bir kimseyi rahatsız edecek davranışta bulunmak, musallat olmak: "Edepsiz bir sarhoş, eskiden tanıdığı bir kadına sataşıyor." -N. Cumalı. 2. Sarkıntılık etmek: "Ne münasebet, gider de komşunun hizmetçi kızına sataşırsın!" -M. Ş. Esendal.
sertlik
is. 1. Sert, katı olma durumu: Derinin altında bir sertlik hissettim. 2. mec. Sert, kırıcı, katı davranış, şiddet, husumet: "Bir zamanlar, sertliğinden, karşında nefes alamazdık." -N. F. Kısakürek. 3. jeol. Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç.
soğukluk
is. 1. Soğuk olma durumu, soğuk bir etki yapan şeyin özelliği, bürudet: "Yatağımın içinde bu takır takır tahtaların soğukluğunu, sertliğini duyar gibi olurdum." -A. Ş. Hisar. 2. Yemeğin sonunda yenen meyve, hoşaf, komposto vb. şeyler. 3. Hamamlarda yıkanılan yerle giyinilen yer arasındaki az ısıtılan yer: "Öğle namazını hamamın soğukluğunda kıldı." -H. R. Gürpınar. 4. mec. Soğuk, sevimsiz ve ilgisiz davranış, ilgisizlik: "Delikanlı, soğukluğu iliklere işleyen soğuk bir sesle evet efendim, dedi." -M. Ş. Esendal. 5. Sevimsiz olma durumu, antipati. 6. mec. Kırgınlığa, dargınlığa yol açabilen sevgi azalması. 7. mec. Cinsel istek duymama durumu.
tedirgin etmek
rahatını, huzurunu kaçırmak: "Ortanca erkek kardeşimle aynı yöntemi benimsemiş olması beni tedirgin ediyor." -A. Ağaoğlu.

"dokunmak" için örnek kullanımlar

Daha sonra ise sol altta yer alan "acil kişiler" tuşuna dokunmak gerek.
Then, in the bottom left "emergency contacts" button to the touch.
Kaynak: stargundem.com
Bir habere dokunmak, kağıdın kokusu… Böyle bir şeyler kalmayacak.
Touch to a report, the paper will not smell ... something like that.
Kaynak: ntvmsnbc.com
Şayet paraya dokunmak zorunda kalırlarsa büyük bir tiksinti yaşarlar.
If you touch the money if they are to live in a great disgust.
Kaynak: blog.radikal.com.tr
Bazen o ağırbaşlı elbiseleri bırakarak, her şeye dokunmak isterim.
Sometimes she dresses sober, leaving the'd like to touch everything.
Kaynak: manisahabergazetesi.com.tr
Şabat günü Yahudiler için dinlenme günü olduğundan ateş yakmak, paraya dokunmak, arabaya binmek gibi işler o gün yasaktır. On Emir 'in
Kaynak: Şabat
Bulaşma genellikle; öksürük , yıkanmamış ellere dokunmak ya da öpüşmek gibi doğrudan temas gibi yollarla olur. Ayrıca yaşlılar ve akciğer
Kaynak: Pnömokok
1513 ve 1516 yılları arasında diğer bir figür olan Rebellious Slave (İsyancı Köle) ile Papa II. Julius ' un mezarında yararı dokunmak için
Kaynak: Ölmekte Olan Köle
özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk, sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak
Kaynak: Taharet
özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk, sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak
Kaynak: Tahâret
Ama atışına başlandığında gövdenin herhangi bir kısmıyla dairenin dışına dokunmak ve adım atmayı da yasak eder. Atıcı disk yere düşmeden
Kaynak: Disk atma
Bazı nesneler, kişiler ya da bölgeler tamamen farklı bir ontolojik sisteme dahil olurlar ve bunlara dokunmak ontolojik düzlemde ölümcül
Kaynak: Tabu
yapılan bu kışkırtıcı kucak dansları sırasında dansöze dokunmak kesinlikle yasaktır, ancak müşteri hayâl gücünü istediği şekilde kullanabilir.
Kaynak: Exotica (film)
Maskelere dokunmak isteyen çocuklara «tehlikelidir» (vixinjit iy) ya da «sakın dokunmayın» (inagh iy) biçiminde uyarı yapılır.
Kaynak: Yupik maskeleri
Ona uzanarak dokunmak ister, saat bileğine zıplar ve ordan hiç çıkmayacak şekilde, isteği olmadan DNA'sıyla birleşir. Ben kazara değişen
Kaynak: And Then There Were 10
Vagonmedya.com
2009-2022 © Sözce hakları saklıdır.